PsikiyatriM
Psikiyatrik Sınıflandırma
Psikiyatrik hastalıklar derken bir bakıma davranış bozukluklarını kastetmiş oluyoruz. Psikiyatride hastalıkları "nevrozlar" ve "psikozlar" olmak üzere iki ana grup altında toplamak adet olmuştur. Nevrozlar hafif; psikozlar da nispeten ağır vakaları temsil ederler.
Nevrozlar, organik bir sebebe bağlı olmaksızın. doğrudan doğruya çevreden gelen olumsuz (menfi) tesirler sonucu şahısta ruhi çatışmaların ve düşünce bozukluklarının ortaya çıkması halidir. Nörotik (nevrozlu) şahıs. çevresi ile bazı uyumsuzluklan olmakla beraber. gerçek hayattan kopmuş değildir. Sıkınlarının ve problemlerinin farkındadır. Az veya çok, hemen hepimiz çözemediğimiz ve üstesinden gelemediğimiz sorunlanmızı ya şuuraltına iterek onları unutmayı veya savunma mekanizmaları geliştirerek inkar etmeyi tercih ederiz.
Psikozlarda durum çok farklıdır. Şahsiyet ve Realite parçalandığı (gerçeği değerlendirme melekesi kaybolduğu); hastanın zihin faaliyetleri ve muhakemesi bozulduğu için kişi, hasta olduğunun farkında değildir. Hezeyan ve halusinasyonlar ortaya çıkmıştır.
Nevrozların daha çok çevre ile ilgili ruhi rahatsızlıklar olduğunu ifade etmiştik. Nörotik bir reaksiyona sebep olan dış tesirler hayatın her safhasında ortaya çıkabilmekte. şahsı sıkıntıya sokarak rahatsız edebilmektedir. Bunlardan en erken görüleni anne ile çocuk arasındaki münasebetlerin bozulmasıdır. Ölüm. Boşanma, terk, annenin çocukla ilgilenmemesi bozuk ilişkilerin ilk akla gelenleridir. Biz buna "anneden ayrılma anksiyetesi" diyoruz. Hangi sebeple olursa olsun, anneden ayrı kalan bir çocuk kendisini terkedilmiş hisseder. Yeterli bakımı ve ilgiyi göremediğinden insanIara ve dış çevreye emniyet edemez. Yine yeterli şefkati ve sevgiyi alamadığından güven duygusu gelişmez. Sevmeyi ve yardımlaşmayı öğrenemez. Herşeyden veherkesten korkar.
Filozof Thomas Karlayı. 83 yaşında iken şunları yazmıştı: "Çocukluk hayatımın en eski ve beni en dehşete düşüren olayı annemi kaybetmemdir. Bu eksikliğin verdiği korkuyu bütün hayatım boyunca muhafaza ettim. "
Her insan sevmek, sevilmek ve cemiyet içinde itibarlı bir yer edinmek ister. Seven, sevilen ve ihtiyaçlan yerine getirilen insan kendisine ve çevresine güvenir. Bu çevre içinde iyi bir yer edinmek için mizacına ve kabiliyetlerine uygun bir hedef seçer. Seçtiği hedefe ulaşmak için çalışır. Eğer hedefine (idealine) doğru giderken çevre tarafından önüne aşamayacağı engeller çıkarılırsa ümitsizliğe kapılır. Önce kendi kabiliyetlerinden şüphe etmeye başlar. Engelleri aşamadığından dolayı çevreden baskı ve tenkit gördüğü zaman çevreye kızar. Ancak çoğu zaman bu kızgınlığını belli etmemeye çalışır; halk tabiri ile içine atar. Kızgınlıkları biriktikçe iç çatışmaları ve huzursuzluklar şeklinde şahsı rahatsız etmeye başlar. Sevginin, şefkatin, yardımlaşmanın ve toleransın olmadığı veya çok az olduğu ailelerde yetişenler, nevrotik tipler olmaya daima yatkındırlar. Keza baskıya ve zoraki kültür değişmelerine maruz kalan dikta rejimlerinde aynı şey, hassas mizaçlar için mevzubahistir. Zira her iki çevrede de çocuk ve fert "ne zaman, nerede, nasıl bir tehlike ile karşılaşacağım" korkusu ile yaşamaktadır.
Egzistansiyalistlerin (varoluşçular) ifadesiyle, sanayileşmiş medeni toplumlarda fert korkunç bir yalnızlık içindedir. İtibarda olan insan değil makinedir. Her şeye bir maddi değer biçilmekte. "para" bütün değerleri satın alan bir güç kabul edilmekte, mutluluk "milli gelir hasılası" ile ölçülmektedir. Akrabalık, arkadaşlık, komşuluk, hemşehrilik, vatandaşlık. din kardeşliği bağları gittikçe zayıflamış; insanları birbirine yakınlaştıran irtibatlar kopmuştur. Hürriyet ve serbestlik adı altında ahlak kuralları çiğnenmiş; bir başkasını rahatsız etmemek şartı ile her şey serbest sayılmıştır. Nikahsız beraberlikler ve gayri meşru eğlenceler manevi duyguları öldürmüş. ailenin kutsallığı prensibini alt üst etmiştir.
Tıp alanında inkişaf eden bunca teknik imkanlara rağmen hastalıkların önü alınamamakta; hastaneler, psikiyatri klinikleri dolup taşmaktadır. Adı "medeni toplum"a çıkmış cemiyetlerde; gasp, soygunculuk, hırsızlık, mala ve cana tecavüz, cinsel sapıklıklar, alkol ve uyuşturucu alışkanlığı, cinayet ve intiharlar devamlı artış kaydetmekte; alınan kanuni tedbirler yetersiz kalmaktadır. Sıcak aile ortamında, sevgiden, şefkatten mahrum yetişen çocuklar ve gençler bir araya gelerek "çeteler" kurmakta, kendilerini ihmal eden cemiyetten adeta intikam almaktadırlar. İşte bu ve benzeri faktörler de nevrozları artırmaktadır.


